ORGAN BAĞIŞI CAİZ DEĞİLDİR...

2008-10-28 14:46:00



             Organ nakli mes'elesi bir çok yönüyle yeni bir mes'ele olmakla beraber, bazı yönleriyle de eskiden beri bilinmekte ve Islâm Fıkıhçıları tarafından bu yönüyle ele alınmış bulunmaktadır. Konu açısından en önemli nokta elbette insanın değeri ve konumu mes'elesidir. Herhangi bir makine gibi insanın bir parçasını söküp diğerine takma, ya da beğenmeyip değiştirme, herhalde onun "keramet"ine nakîsa getirmediği ölçüde yapılabilmeli, ya da yapılamamalıdır. Yahut bir başka deyişle, bir organ nakli ameliyatı yapılırken bilimsellik putunu tatmin amacıyla, yapılanın doğru olup olmadığına bakmadan, insanın neler yapabileceğini değil, insana neler yapılabileceğini hesap etmek gerekir. Bu girişten sonra: Islâm'da Allah'ın yarattığı en değerli varlığın insan olduğunu, onun "zübde-i âlem" bulunduğunu, diğer her şeyin onun için yaratıldığını, ayet-i kerimeler de, hadis-i şerifler de, bunlara bağlı olarak Islâm uleması da enine boyuna açıklamıştır. Insanın genel anlamda üstünlüğü ve kerameti yanında; şekil güzelliği, yer yüzünde Allah'ın halifesi olması, ilimle şeref kazanması, meleklerin ona secde etmesinin istenmesi, yiyecegi ve içecegi şeyler bakımından üstünlüğü.. gibi yönleriyle onun varlık aleminin odak noktası olduğu bildirilmiş, canının korunması, dinin ana hedeflerinden (maslahat) sayılmış, hayatî uzuvlarına tecavüz dahi canına tecavüz kabul edilmiş, haksız yere bir insanın öldürülmesi bütün insanların öldürülmesi, ölümden kurtarılması da bütün insanların diriltilmesi gibi görülmüştür. Hatta Rasulüllah (sav), "Bir kardeşine silâh çekene melekler lanet eder"(Müsned, N/256, 505) buyurarak onu korkutmanın dahi ne büyük günah olduğuna işaret etmiştir. Insanlara kendilerini tehlikeye atmamaları emredilmiş, hastalıklara çare ve tedavi aranması istenmiştir. Bu yüzden Islâm alimleri insanın tek tek uzuvlarının dahi mal kabul edilemeyecekleri için satılamayacağını, eşya gibi kullanılamayacağını, bağışlama yetkisinin bile insanın elinde olmadığını hükme bağlamışlardır. Hatta ikrah (ölümle tehdit) durumuyla karşılaşan birisi, öldürülme endişesiyle başkasının, değil canına, bir uzvuna dahi tecavüzde bulunamaz. Tek tek her insan mükerremdir. Bu hükümlerden bir insan olarak kâfirler dahi ayrı tutulmaz. Birinin hatırına diğerinin kerametine halel getirilemez. Hatta açlıktan ölme durumunda olan birisi, başka insanın etini yiyemeyeceği gibi, Şafiîlerden çok azı dışında bütün Islâm hukukçularına göre, kendinin bir uzvunu da kesip yiyemez. Çünkü insân kendisinin maliki değildir. Ayrıca bu onun tamamen ya da kısmen satılamamasının da bir sebebidir. Çünkü satılan şeyin mülk olması gerekir. Insanın bu değer ve şerefi ölmekle de kaybolmaz. Onun için Rasulüllah Efendimiz (sav), "ölünün kemiğini kırmak, onu diri iken kırmak gibidir" (Muvatta, Cenâiz 45; Ebu Davud, Cenaiz 60; Ibn Mâce, Cenâiz 63; Müsned, VI658,100) buyurur. Buna göre doktorların sahipsiz cenazeler üzerinde yaptıkları deneyler, kadavra vs. ye cevaz bulmak mümkün değildir.

Bütün bu ve benzeri sebeplerden ötürü bir insandan bir başkasına herhangi bir uzuv aktarılamayacağını, diğeri zaruret içerisinde de olsa bunun caiz olamayacağını fıkıhçılar çeşitli ifadelerle ve hemen hemen ittifakla söylemişlerdir.(Nevevî, el-Mecü'1, IX/45; Mugni'l-Muhtâc, VNI/163; Mecmâ'ul-Emtiur, N/528) Insanın kendi vücudundan kopan bir parçasının yerine takılmasına ise caiz demişlerdir. Delil olarak Rasûlüllah Efendimiz (sav)'in Bedir harbinde gözü çıkan Katâde'nin gözünü kendi elleriyle yerine iade etmesini göstermişlerdir.(Zaman 19.2.87 (Dr. Muhammed Zeynelabidin Tarih'in doktora tezinden)) Yapay organlar ve domuz dışındaki kemik vs. lerini bu gaye ile kullanmakta da sakınca olmadığını söylemişlerdir.(Abdüsselam, Naki ve Ziraati A'zâil-Insan;125) Yenilerde de bu görüşleri savunan fıkıhçılar tedavinin bu yöne kaydırılması gerektiğini, insandaki rahatsızlıklar için başka insanları kullanmanın, İslam'ın "zarara zararla mukabele edilmez" esasına ters düştüğünü ve tıbbın şu anda ulaştığı noktanın sanki son aşama gibi görülüp, başka hal çareleri arama kapısını kapayacağını, dolayısıyla buna cevaz vermenin aslında meşru yoldan ilmin ilerlemesine de engel teşkil edeceğini söylemişlerdir. En ihtiyatli görülen bu izaha göre: Insanın tek hedefi, nasıl olursa olsun yaşamak değil, ne kadar yaşarsa yaşasın bir 

                                                  (diğer bir kaynaktancvb.)
                                        

'İNSAN VÜCUDU EMANETTİR'
Organ bağışı karşıtı kampanyasını sürdüren Ömer Öngüt, müritleri ile yaptığı toplantılarda da organ bağışının ne kadar günah olduğunu vurguluyor. Organ bağışlayanların Allah'a karşı geldiğini öne süren Öngüt, "İnsan vücudu Allah'ın kullarına bahşettiği ilahi bir emanettir. Şahsa ait değildir ki, organlarını başkasına bağışlayabilsin. Satın mı aldın o organları? Ölmeye yakın melekler canını alırken doktorlarda organları alıyor. Hem içten hem dıştan ıstırap görüyor. Bir taraftan en büyük eza ve cefa çekiliyor, bir taraftan da bir nevi cinayet işleniyor. Bu ise haramdır" diyor. Müritlerinin şartsız sadakat gösterdiği ve söylediklerini emir olarak kabul ettikleri Öngüt, organ bağışında bulunanların intihar etmiş sayılacağını ve bu nedenle cehennemde yanacaklarını dile getiriyor. Öngüt, organ bağışını cümleden nokta ve virgül atılmasına da benzeterek, "Bir kimse organlarının alınmasını vasiyet etmek, kendisini katlettirdiği için bir intihardır. Zira organ nakli daha kişi ölmeden organ canlı iken yapılıyor. Beyin fonksiyonları durduğuna hükmedilip nakil yapılıyor. Kalp durmadan organları alınmış ise bu bir intihardır. Bu tür girişimde bulunanlar dinden uzaklaşırlar. Dinden sapanlar, boyunlarında demir halkalar ve zincirler olduğu halde kaynar suda sürüklenecekledir. Sonra da ateşte yakılacaklardır. Sen de organları vasiyet etmekle ilahi takdire müdahele etmiş, Hazreti Allah'ın emanetini çiğnemiş ve kendini katletmiş oluyorsun" diyor.

İNTİHARDAN FARKSIZ
Fetvalarında hep ahiret hayatından bahseden ve asıl hayatın öldükten sonra başladığını söyleyen Öngüt, organlarını bağışlayanların ahirette tanınmayacağını söyleyip organ naklini katliam olarak nitelendiriyor. Öngüt şunları söylüyor: "Mahşer gününde Allah ağızları mühürleyip organları kişilerin lehine ve aleyhine konuşturduğu zaman nakledilen organ kimde konuşacak! İlk sahibinde mi konuşacak, yoksa nakil yapılan kimsede mi? Nakil yapıldığında kimin hakkında şahitlik yapacak." Organ bağışını mübah gören ve organ bağışı için tavsiyelerde bulunan ve fetvalar verenlere de saldıran Öngüt, organ naklini teşvik eden Diyanet İşleri Başkanlığı'nı ve ilahiyat profesörlerini 'katliam' yapmakla suçluyor. Öngüt, "Organ naklinin ve vasiyetinin caiz olmadığı, diyanet dahil her yere gönderilmiştir. Buna rağmen cevap vermiyorlar. Verdikleri fetvadan geri dönmeyi nefislerine yediremiyorlar. Bunlar huzuru ilahiye çıkmayacaklar mı? Bu katliamın hesabını vermeyecekler mi? Her şeyi kendilerinin bildiğini zannediyorlar. Halbuki kendi kendilerinin bilmediklerini dahi bilmezler. Nefis nedir ? Ruh nedir? Latif nedir? Hiç haberleri yok. Evvela bunların manevi bir doktora ihtiyaçları var" diye konuşuyor. Kitabında kan naklinin bile caiz olmadığını ileri süren ve kötü bir insanın organının iyi bir insana takılmasının da yanlış bir icraat olduğunu savunan Öngüt, "Fasih bir kimsenin kanı ihlaslı bir kimseye nakledildiğinde akidesi bozulur ve kötü işlere meyleder. Resulullah (S.A.V) Efendimiz bir Hadis - i şeriflerinde buyururlar ki: "Akılsız yani diyanetsiz kadınların sütünü çocuklarınıza vermeyiniz. Zira tesir eder" diye konuşuyor.

                                            (  diğer kaynaktan cvb.)

CANLI BİR İNSANDAN DİĞER CANLI BİR İNSANA HİBE YOLUYLA ORGAN NAKLİ CAİZ MİDİR?
Yukarıda bir kimsenin organını satmasının şer’an haram olduğu hükmünü açıklamıştık. Peki, kişinin organını hayatta ve zaruri ihtiyacı olan başka bir kimseye hibe ve teberru yoluyla vermesi caiz midir?
Hayatta olan kimsenin, yine hayatta olan diğer bir kimseye organını bağışlamasının hükmü hususunda iki görüş vardır:
- Birinci görüş:
Hayatta olan kimsenin, yine hayatta olan diğer bir kimseye organını vermesi caiz değildir. Organı vermenin bağış yoluyla veya bir karşılık alarak olup olmaması, durumu değiştirmez. Verilen organın tedavi maksatlı olup olmaması da durumu değiştirmez. Organı alacak kişinin bu organa zaruri ihtiyacı olup olmadığı da durumu değiştirmez.
Bu görüşün delilleri:
1- “Kendinizi öldürmeyin. Şüphesiz Allah size karşı çok merhametlidir.” “Kendi kendinizi tehlikeye atmayın. İyilik edin. Şüphesiz Allah iyilik edenleri sever.”
Bu âyetlerden anlaşılacağı üzere, Allah (c.c.), insanı intihar etmekten ve kendi kendisini tehlikeye atmaktan menetmiştir. İnsan kendisinden bir organı vermekle de kendi kendisini helake götürebilecek bir tehlikeye atmış olur. Kendisini tehlikeye atmasının sebebi de başkasının bekasını sağlamaktır ki, insan bunu yapmakla mükellef değildir. Bilakis insan, âyette de belirtildiği gibi kendi nefsini muhafaza etmekle mükelleftir.
2- İnsanın organını almak, organı alınan kişiye muhakkak bir zarardır. Zarara uğramak ve zarara uğratmak ise dinen yasaklanmıştır. Rasûlullah (s.a.v.); “Zarar vermekte zarara uğramakta yoktur.” buyurmuştur. (İbn-i Mâce) O halde, organ nakline ihtiyacı olan kişiye vaki olan zararı def etmek için organı verecek kişiye zarar vermek olmaz. Alınan organın vücutta tek veya çift olan organlardan olması da meydana gelecek zararı ortadan kaldırmaz. Çünkü Allah (c.c.), insanın vücudunda çift yarattığı azaları boşuna ve hikmetsiz yaratmış değildir.
3- İnsanın organını almak, organı alınan bedende tasarrufta bulunmak demektir. Bu tasarruf ise iki yönden caiz değildir:
Birincisi: Eğer kişinin organının alınması, organı alınan kişiden izinsiz yapılmış ise, bu o kişinin hakkına tecavüz etmek olacağından caiz değildir ve kısas yapılmasını veya diyet verilmesini gerektirir.
İkincisi: Eğer kişinin organının alınması, organ verenin izniyle olursa bu, yine caiz değildir. Çünkü kişi, ne bedeninin, ne de azalarının maliki değildir. Asıl malik ve sahip olan hakikatte Allah’tır. Buna en güzel delil ise, kişinin kendi nefsini öldürmesinin haram olmasıdır. Çünkü kişi, kendi bendinin maliki değildir.
4- Tıbben, organ naklinin sonuçları hala net ve kesinleşmiş değildir. Hiçbir tabip, “organı alındıktan sonra, organı alınan kişiye hiçbir zarar vaki olmayacaktır” diye kesin bir şey söyleyememektedir. Aynı şekilde, kendisine organ nakledilen kimsenin bedeninin organı kesin olarak kabul edeceği de söylenmemektedir.

- İkinci görüş:
Canlı insanın bir uzvunu veya ondan bir cüzü bağış yoluyla başka bir canlı insana nakletme hususu, şartlar yerine geldiği takdirde caizdir. Bulunması gereken şartlar ise şunlardır:
1- Bağışta bulunan kimse akıllı ve buluğa ermiş olmalıdır.
2- Hiçbir tesir altında kalmadan hür bir iradeyle bağış kararını vermiş olmalıdır. Kendisinden bizzat sadır olan bir kararla organını bağışlamış olmalıdır.
3- Organ bağışı hakkında tam bir bilgi sahibi olmalıdır.
4- Bağışta bulunan kimseye, organ bağışından dolayı hayatının normal akışını ihlal edecek herhangi bir zarar meydana gelmemelidir. Bağışta bulunmak, bağışta bulunan kimsenin vefatına veya acziyetine sebebiyet vermemeli, bunun yanı sıra herhangi başka bir zarara da uğratmamalıdır. Bu hususta ki şer’î kaide şudur: “Mevcut olan zarar, aynı miktarda veya daha büyük bir zarar vererek giderilmez.” Mevcut olan zarar, kendisinden daha hafif bir zararla izale edilebilecek ise o halde caizdir. Bağışta bulunan kimseye organ bağışından dolayı bir zarar meydana gelip gelmeyeceği hususunda karar makamı; güvenilir, mütehassıs ve uzman bir doktordur.
5- Organ nakli, mümkün olan tek tıbbî vesile olmalıdır. Organ nakli dışındaki tedavi yolları bitmiş olmalıdır.
6- Kendisine organ nakli yapılacak kimse zaruri olarak organ nakline muhtaç olmalıdır. Zaruret hali ise; kişinin ölüm tehlikesi altında olması demektir.
7- Organ naklinde, organın alınacağı ve organın nakledileceği kimselere yapılacak ameliyatlar normalde başarılı veya en azından başarı oranı yüksek ameliyatlar olmalıdır. Deneme ve tecrübe edinme maksatlı organ nakli yapılması caiz değildir.
8- Organını veren kimse, bu bağıştan dolayı herhangi bir maddî karşılık almamalıdır. Organını veren kişi organı bağış olarak karşılıksız vermelidir. Çünkü hür bir kimseyi satmak yasak olduğu gibi, onun bir parçasını satmak da yasaktır. Aynı şekilde organ satmak insanoğlunun şerefini ve hürmetini de ihlal etmektedir.

Tercih ettiğimiz görüş:
Bizim tercih ettiğimiz görüş; birçok fetva kurullarının ve muasır ulemanın tercih ettiği, yukarıda sayılan şartlar yerine geldiği takdirde organ bağışının caiz olduğudur.




                            

299
0
0
Yorum Yaz